• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/Ailehaklari
  • https://plus.google.com/+ademçevik/posts
  • https://www.twitter.com/onceaile
Aidat Borcu Sorgulama
Üyelik Girişi
Site Menüsü
Site Haritası
Takvim

önce aile

AİLE

Abdulaziz Bayındır

Aile toplumun yapı taşıdır. Ailenin sağlam olmadığı toplumların sağlam olması beklenemez. Ailenin sağlam olması için de aile içi ilişkilerin sağlıklı yürümesi gerekir.

Aile ile kast edilen, karı koca, anne baba, kayınpeder, kayınvalide, öz ve üvey evlat, amca, hala, dayı, teyze, gelin, damat, baldız ve kayınbiraderden oluşan geniş bir topluluktur. Muhalif yapıdaki insanlardan oluşan bu toplulukta uyulacak kuralları, âyetler ışığında görmeye çalışacağız.

  1. Kadını ve erkeği ile her insanın muhalif yapıda yaratıldığını şu âyetten öğreniyoruz:

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً

"Bir gün Rabbin meleklere: Yeryüzünde bir muhalif varlık yaratıyorum, dedi." (Bakara 2/30)

  1. Muhalif varlık sözünden şaşkına dönen melekler şöyle dediler:

أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء

"Orada tabii düzeni bozacak ve kan dökecek bir varlık mı yaratıyorsun?" (Bakara 2/30)

  1. Tepkilerinin aşırıya kaçtığını anlayınca kendilerini toparlayıp şöyle dediler:

وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ

"Sen yaptığını güzel yaparsın, o yüzden sana boyun eğeriz. Senden dolayı (onu) temiz sayarız." (Bakara 2/30)

  1. Âdem’den önce hayvanlar vardı. Onların bazıları arasında muhalefet vardı. Melekler onların kan döktüklerini ve düzeni bozduklarını görüyorlardı. Mesela iki horoz bir yerde barınamazdı. Tavuklar da muhalif olsalar bir yerde en fazla bir horoz ve bir tavuk barınabilirdi. Muhalefet horozla tavuk arasında da olsa kümes diye bir şey kalmazdı. İnsanlar, erkeği ve kadını ile birbirine muhalif olacağına göre yaşadıkları yer ne hale gelirdi! Melekler haksız değillerdi ama bilmedikleri şeyler vardı.

قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ . وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَـؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

"(Allah:) Ben sizin bilmediklerinizi bilirim, dedi ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere gösterdi: Doğruysanız şunların isimlerini bana bildirin, dedi." (Bakara 2/30-31)

  1. İsim, bir şeyi tanımlayan, ne işe yaradığını gösteren ve onu zihinde canlı tutmaya yarayan sözdür. Âdem’e varlıkların isimlerinin öğretilmesi, onlardan yararlanma bilgisinin öğretilmesi idi. Melekler onların neye yaradıklarını bilmiyorlardı.

  2. قَالُوا۟ سُبْحَٰنَكَ لَا عِلْمَ لَنَآ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَآ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْحَكِيمُ 

"Biz sana içten boyun eğeriz, bizde senin öğrettiğin dışında bir bilgi olmaz. Her şeyi bilen ve kararları doğru olan Sensin.” dediler." (Bakara 2/32)

قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ أَنۢبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ ۖ فَلَمَّآ أَنۢبَأَهُم بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّىٓ أَعْلَمُ غَيْبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ 

"Bunun üzerine Allah, ‘Âdem! Meleklere şunların isimlerini (neye yaradıklarını) söyle!’ dedi. Âdem onların isimlerini söyleyince, “Size dememiş miydim, ben göklerin ve yerin gaybını bilirim. Neyi açığa vurduğunuzu, içinizde neyi sakladığınızı da bilirim.’ dedi." (Bakara 2/33)

  1. Melekler, o bilginin kendilerine değil de Âdem’e öğretilmesini kıskandılar. Dışa vuramadıkları oydu. Allah, Âdem’e secde etmelerini emrederek onları ağır bir imtihana soktu.

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِءَادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰ وَٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ 

"Meleklere ‘Âdem’e secde edin!’ dediğimizde hemen secdeye kapandılar ama İblis öyle yapmadı, büyüklenerek direndi ve kâfirlerden oldu." (Bakara 2/34)

  1. İnsanları ve cinleri, yalnız kendine kulluk etsinler diye yaratan (Zâriyât 51/56) Allah, seçip değerini yükselttiği insana nebî, cine de melek adını vermiştir (Fâtır 35/1). Meleklerin de imtihandan geçirildiğini bildiren âyetler şunlardır:  

لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَسِيحُ أَنْ يَكُونَ عَبْدًا لِلَّهِ وَلَا الْمَلَائِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ وَمَنْ يَسْتَنْكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ جَمِيعًا . فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدُهُمْ مِنْ فَضْلِهِ وَأَمَّا الَّذِينَ اسْتَنْكَفُوا وَاسْتَكْبَرُوا فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا

"Mesih, Allah'a kul olmaktan geri durmaz. Mukarreb melekler de öyledir. Kim büyüklenerek O’na kul olmaktan geri durursa (bilmeli ki) Allah onları huzuruna toplayacaktır. İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlara hem ücretlerini tastamam verecek hem de ikramda bulunacaktır. Büyüklenerek kul olmaktan geri duranları da acıklı bir azaba çarptıracaktır. Allah ile aralarına girecek ne bir dostları ne de yardımcıları olacaktır." (Nisâ 4/172-173)

  1. İmtihana sokulan meleklerin hepsinin birer cin olduğunu da şu âyetten öğreniyoruz:

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا

"Bir gün meleklere: "Âdem’e secde edin!" dedik. İblis’in dışında hepsi secde ettiler. O da (melek olarak görevlendirilen) cinlerden idi ama Rabbinin emrinden çıktı. Şimdi onu ve soyunu, en yakınlarınız (velileriniz) olarak sizinle benim arama mı koyuyorsunuz? Hâlbuki o size düşmandır. Yanlışlar içinde olanların ne kötü tercihidir bu!" (Kehf 18/50)

  1. İblis, meleklerden olmasaydı secdeden sorumlu olamazdı. Onun suçu, kendini büyük görüp direnmesiydi. Böyle bir suçu kim işlerse işlesin aynı cezaya çarptırılır.

  2. Bu açık âyetlere rağmen meleklerin cinlerden olmadığını ve günah işleyemeyeceklerini iddia edenler, konuyla ilgisi olmayan şu âyeti delil getirirler:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

"Ey inanıp güvenenler! Tutuşturucusu insanlar ve taşlar olan bir ateşe karşı kendinizi ve ailenizi koruyun. Orayı iri gövdeli, katı yürekli melekler yönetirler. Onlar, Allah’ın verdiği emre karşı gelmezler; kendilerine emredileni yaparlar." (Tahrîm 66/6)

Bu âyet, ahiret ile ilgilidir. Ahirette imtihan yok ki, emre karşı gelme olsun.

  1. Allah, Âdem’i meleklere üstün kılan bilgiyi yazıyla öğretmişti. İlgili âyetler şöyledir:

اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ.  الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ . عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ .

"Oku. Rabbin sonsuz ikram sahibidir. Kalem ile öğretmiştir; o insana (Âdem’e) bilmediklerini öğretmiştir." (Alâk 96/3-5)

  1. Meleklerin bilmediği, bilim ve medeniyet yarışına dönüşecek muhalefetti. Bu muhalefet, en iyiye ve en güzele ulaşma mücadelesine dönüşürse onda kan dökülmez, rakiplerin yaşamasına destek verilir. Ama muhalefet hayvanlar gibi olursa düzen bozulur ve kan gövdeyi götürür.

  2. Allah Âdem’i, her ihtiyacını karşılayabileceği bir bahçeye yerleştirdi ve şöyle dedi:

وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلاَ مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ

"Bak Âdem; sen ve eşin şu bahçeye yerleşin; beğendiğiniz yerden yiyin. Ama bu ağaca yaklaşmayın. Yoksa yanlış yapanlardan olursunuz." (A’râf 7/19)

  1. Şeytan ile ilgili olarak da şu uyarıyı yaptı:

فَقُلْنَا يَا آدَمُ إِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى *إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَى * وَأَنَّكَ لَا تَظْمَأُ فِيهَا وَلَا تَضْحَى

"Bak Âdem! Bu, sana da eşine de düşmandır. Sakın sizi bu bahçeden çıkarmasın yoksa mutsuz olursun. Burada ne açlık çekersin ne çıplak kalırsın. Burada susuz da kalmaz, güneş ışığından da etkilenmezsin."  (Tâ-hâ 20/117-119)

İblis, Âdem’in ilk muhalefeti Allah’a yapmasını sağlamak için ona şunları fısıldadı:

فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا آدَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَّا يَبْلَى

"Âdem! Sana ölümsüzlük ağacını ve yıpranmayacak saltanatı göstereyim mi?" (Tâ-hâ 20/120)

Ölümsüzlük ve yıpranmayacak saltanat ancak Allah’ta olabilir. İblis, Âdem ve eşinin muhalif yapısını kullanarak o ağaçtan yemelerini sağlayınca Allah Teâlâ şöyle dedi:

أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَا إِنَّ الشَّيْطَآنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ

"Size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan, ikinizin de açık düşmanıdır, demedim mi?" (A’râf 7/22)

  1. Onlar, İblis gibi büyüklenerek direnmediler, hatalarını anlayıp bağışlanma dilediler.

قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

"Dediler ki: ‘Rabbimiz! Biz ne ettiysek kendimize ettik. Bizi bağışlamaz ve acımazsan, kaybedenlerden oluruz." (A’râf 7/23)

  1. Günahkârla kâfiri ayıran, işte bu tavırdır. Kâfir, hedefine ulaşmak için Allah’ın emrini çiğnemekte bir sakınca görmez, İblis gibi davranır ve en büyük muhalefeti Allah’a yapar. Günahkâr ise Âdem ve Havva gibi davranır ve suçunu kabul eder.

  2. Allah Teâlâ, insandaki muhalif yapının değişmeyeceğini şöyle açıklamıştır:

وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ . إِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ .

"Tercihi Rabbin yapsaydı elbette insanları bir tek ümmet/müslüman yapardı. (Tercihi insanlara bıraktığı için) onlar muhalefeti sürdüreceklerdir. Sadece Rabbinin ikramda bulundukları (Kitab’a) muhalif olmazlar. O, insanları bunun için yaratmıştır. Rabbinin şu sözü kesindir: “Cehennemi (bana muhalefet eden) cinlerle ve insanlarla dolduracağım."  (Hûd 11/118-119)

Şimdi muhalif yapıdaki insanlardan oluşan aile ile ilgili kuralları görmeye çalışalım.

I- KADIN VE ERKEK

  1. Bütün insanlar, Âdem ile Havva’nın soyundan gelmiştir. İlgili âyetler şöyledir:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

"Ey İnsanlar! Atanızı bir tek nefisten (döllenmiş yumurtadan) yaratan, eşini de o tek nefisten (döllenmiş yumurtadan) yaratan, bu ikisinden pek çok erkeği ve kadını (dünyaya) yayan Rabbinizden çekinin. Birinden bir şey isterken adını andığınız Allah’tan çekinin; akrabalık bağlarını da koruyun. Allah sizi gözetlemektedir. " (Nisâ 4/1)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ .

"Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanıyasınız diye ırklara ve boylara ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, Allah’tan en çok çekinenizdir. Her şeyin iç yüzünü bilen Allah’tır." (Hucurât 49/13)


  1. II- KARI KOCA

  2. Karı koca hayatı, aralarında evlenme engeli bulunmayan bir kadınla erkeğin, şâhitler huzurunda yaptıkları sözleşme ile başlar. Sözleşmenin geçerli olması için tarafların büluğa ermiş, rüştlerini ispatlamış ve zinadan uzak kalmış olmaları gerekir.

الزَّانِي لَا يَنكِحُ إلَّا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً وَالزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَا إِلَّا زَانٍ أَوْ مُشْرِكٌ وَحُرِّمَ ذَلِكَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ

"Zina eden erkek, ancak zina eden veya müşrik olan bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkek evlenebilir. Bunlar (namuslu) müminlere haram kılınmıştır." (Nur 24/3)

Zinadan sonra tevbe edip kendilerini düzeltenler namuslu biriyle evlenebilirler.

  1. Din farkı, evlenme engeli değildir. Evlenme engellerinin sayıldığı Nisâ 23 ve 24. âyetlerde din şartı yoktur ama bir Müslümanın müşrikle evlenmesi tavsiye edilmez. İlgili âyet şöyledir:

وَلَا تُنكِحُوا۟ ٱلْمُشْرِكِينَ حَتَّىٰ يُؤْمِنُوا۟ ۚ وَلَعَبْدٌ مُّؤْمِنٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ يَدْعُونَ إِلَى ٱلنَّارِ ۖ وَٱللَّهُ يَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱلْجَنَّةِ وَٱلْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِۦ ۖ وَيُبَيِّنُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُون

"Allah'a inanıp güveninceye kadar, müşrik kadınlarla evlenmeyin. Allah'a inanıp güvenen esir kadın, müşrik kadından elbette daha iyidir; isterse sizi çok etkilemiş olsun. Allah'a inanıp güveninceye kadar, müşrik erkeklere kız vermeyin. Allah'a inanıp güvenen esir erkek, müşrikten elbette daha iyidir; isterse sizi çok etkilemiş olsun. Onlar sizi ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izniyle Cennet’e ve günahlardan arınmaya çağırır. Allah âyetlerini insanlara açıklar ki akıllarını başlarına toplasınlar." (Bakara 2/221)

  1. Âyette geçen “daha iyidir” ifadesi, diğerinin kötü olduğunu göstermez. Nitekim Tevbe 31. âyette Yahudi ve Hristiyanların bir bölümünün müşrik olduğu ifade edildiği halde evlenme konusunda onların kadınlarıyla Müslüman kadınlar arasında fark gözetilmemiştir. İlgili âyet şöyledir:

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلاَ مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ وَمَن يَكْفُرْ بِالإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ

"Kendinizi korumuş, iffetli yaşamış ve gizli dost da tutmamışsanız, iffetli mümin kadınlar ile kendilerine sizden önce Kitap verilmiş olanların iffetli kadınları, mehirlerini verdiğinizde size helâldir. Kim bu imanı örter (bu hükümleri görmezlikten gelir) ise yaptığı boşa gider ve o, Ahirette kaybedenlere karışır."  (Mâide 5/5)

  1. Kur’an’da her konunun örneğini verdiğini bildiren Allah, Nuh ve Lut aleyhisselamın kâfir eşlerini kâfir hanımlara, Firavun'un mümin eşini de mümin hanımlara örnek vermiştir. Zaten Nebîmizin, inanç farkından dolayı ayırdığı tek bir karı koca olmadığı gibi böyle bir evliliği yasaklayan sözü de yoktur.

Ebü'l-Âs b. er-Rebî' Nebîmizin damadıydı. İslâm’dan önce Zeyneb'le evlenmişti. Bedir savaşında esir düşünce Zeyneb’in eşini kurtarmak için bir miktar malla beraber annesinin taktığı gerdanlığı fidye olarak göndermesine üzülen Nebîmiz, gerdanlığın iadesini ve Ebü'l-As'ın serbest bırakılmasını istedi. Ebü'l-As'a da kızını Medine'ye göndermesini söyledi. O da karısını çok sevmesine rağmen sözünde durdu ve Zeyneb'i Medine'ye gönderdi. Ebü'l-Âs, hicretin 6. yılında müşriklerin kendisine emanet ettiği ticaret mallarıyla birlikte Suriye'den dönerken kervanı Müslümanlar tarafından ele geçirildi. O da kaçıp Zeyneb'e sığındı. Zeyneb onu himayesine aldı. Nebîmiz de savaşçılara; ganimetlerin kendilerine ait olduğunu ama Ebü'l-Âs'a geri verdikleri takdirde memnun kalacağını iletti. Bunun üzerine kervandaki malların tamamı Ebü'l-Âs'a iade edildi. Ebü'l-Âs, Mekke'ye varınca emanetleri sahiplerine teslim ederek Müslüman oldu ve Medine'ye hicret etti. Nebîmiz, altı yıllık bir aradan sonra Zeyneb’i eski nikâhı ile ona geri verdi, hiçbir şeyi yenilemedi.

  1. Karıkoca ilişkilerinin özeti, şu âyetlerdedir:

الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاء بِمَا فَضَّلَ اللّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنفَقُواْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ وَاللاَّتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلاَ تَبْغُواْ عَلَيْهِنَّ سَبِيلاً إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا.وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُواْ حَكَمًا مِّنْ أَهْلِهِ وَحَكَمًا مِّنْ أَهْلِهَا إِن يُرِيدَا إِصْلاَحًا يُوَفِّقِ اللّهُ بَيْنَهُمَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًا

"Erkekler, kadınları koruyup kollarlar. Bu, Allah'ın her birine diğerinden fazla özellikler vermesi ve erkeklerin mallarından (onlar için) harcamaları sebebiyledir. İyi kadınlar, (Allah’a) içten boyun eğen ve Allah'ın korumasına karşılık kimse görmezken de kendilerini özenle koruyanlardır. Nüşuzundan (boşanıp gitmesinden) korktuğunuz kadınlarınıza öğüt verin, yatakta onlardan ayrılın ve onları orada bırakın. Sizi gönülden kabul ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın.”

  1. (Ey Müslümanlar!) Eşlerin ayrılacaklarından korkarsanız, bir hakem erkeğin ailesinden, bir hakem de kadının ailesinden gönderin; uzlaşmak isterlerse, Allah aralarını uyuşturur. Allah bilir ve işin iç yüzünden haberdardır." (Nisâ 4/34-35)

  2. Ayetleri bölüm bölüm anlamaya çalışalım:

A- ERKEĞİN GÖREVLERİ

1- Koruyup kollama

Allah Teâlâ, Müslüman, kâfir, hür ve esir ayırımı yapmaksızın kadını koruma altına almış ve namuslu kadınlara “muhsana” yani kalenin içindeymiş gibi korunmuş kadın demiştir. Nikaha kadar ailesinin koruması altında olan kadın, nikâh ile birlikte kocasının da koruması altına girer ve bir kez daha muhsana olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاء...

"Muhsana / evli kadınlarla (evlenmeniz haramdır.)..." (Nisâ 4/24).

Erkek gücüne göre, eşine bir ev açıp ihtiyaçlarını karşılamakla görevlidir. Boşadıktan sonra bile iddeti bitinceye kadar görevleri devam eder. İlgili ayetler şunlardır:

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا

"Ey Nebî! Hanımlarınızı boşadığınızda iddetleri içinde boşayın ve iddetlerini sayın. Rabbiniz Allah’tan çekinin de açık bir fuhuş yapmamışlarsa evlerinden çıkarmayın. Onlar da çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın çizdiği sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa kötülüğü kendine yapar. Bilemezsin, belki Allah bunun ardından yeni bir durum ortaya çıkarır." (Talâk 65/1)  

أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ وَإِنْ كُنَّ أُولَاتِ حَمْلٍ فَأَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتَّى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍ وَإِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ أُخْرَى

"(Boşanmadan dolayı iddet bekleyen) hanımları gücünüze göre oturmakta olduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onlara (evi) dar etmek için zarar vermeye kalkmayın. Hamile iseler, doğum yapıncaya kadar ihtiyaçlarını karşılayın. Çocuğu sizin için emzirirlerse ücretlerini verin. İşleri aranızda marufa uygun istişareyle yürütün. Karşılıklı olarak zorlanırsanız çocuğu bir başkası emzirecektir." (Talâk 65/6)

  1. Allah Teâlâ erkeğe şöyle bir görev daha yüklemiştir:

وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَٰجًا وَصِيَّةً لِّأَزْوَٰجِهِم مَّتَٰعًا إِلَى ٱلْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ ۚ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِى مَا فَعَلْنَ فِىٓ أَنفُسِهِنَّ مِن مَّعْرُوفٍ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ 

"Vefat ettiğinde geride eşlerini bırakacak olan erkekleriniz eşlerinin, evden çıkarılmadan bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Onlar çıkarlarsa, kendi başlarına yaptıkları marufa uygun şeylerden dolayı size bir günah olmaz. Üstün olan ve kararları doğru olan Allah’tır." (Bakara 2/240)

2- Mallarından harcamaları

  1. Erkek, sadakatinin göstergesi olarak eşine mehir verir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَآتُواْ النَّسَاء صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً فَإِن طِبْنَ لَكُمْ عَن شَيْءٍ مِّنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيئًا مَّرِيئًا .

"Kadınlara sadukalarını cömertçe verin. Ondan bir şeyi gönül hoşluğu ile size bağışlarlarsa onu da içiniz rahat olarak afiyetle yiyin." (Nisâ 4/4)

Kur’an’da mehir kelimesi kullanılmaz. Bu ayette mehir yerine dürüstlük anlamında olan sıdk =صدق kökünden sadukat =صَدُقَات kelimesi kullanılmıştır. Bu ifadenin kullanılması mehrin, erkeğin hanımına karşı sadakatinin işareti olduğunu gösterir. Kadın da ona sadakat gösterecek ve cinselliğini başkası ile paylaşmayacaktır.

  1. Mehir yerine ucur = أجور kelimesi de kullanılır. Ucur yapılan işin ödülü anlamındaki ecr = أجر ‘in çoğuludur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلاَ مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ وَمَن يَكْفُرْ بِالإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ .

"Kendinizi korumuş, iffetli yaşamış ve gizli dost da tutmamışsanız, iffetli mümin kadınlar ile sizden önce kendilerine Kitap verilmiş olanların iffetli kadınları, ecirlerini / ödüllerini verdiğinizde size helâldir. Kim bu imanı örter (bu hükümleri görmezlikten gelir) ise yaptığı boşa gider ve o, Ahirette kaybedenlere karışır."  (Mâide 5/5)

Şu âyete göre kadın, nikâhtan sonra eşiyle baş başa kalınca ödülü hak etmiş olur:

وَإِنْ أَرَدتُّمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَّكَانَ زَوْجٍ وَآتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنطَارًا فَلاَ تَأْخُذُواْ مِنْهُ شَيْئًا أَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَإِثْماً مُّبِيناً . وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ أَفْضَى بَعْضُكُمْ إِلَى بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنكُم مِّيثَاقًا غَلِيظًا .

"Bir eşi bırakıp bir başka eşle evlenmek isterseniz, birincisine yığınla mal vermiş bile olsanız ondan hiçbir şey almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek mi alacaksınız? Nasıl alabilirsiniz? Sizden sağlam bir söz aldılar ve birbirinizle baş başa kaldınız." (Nisâ 4/20-21)

Nebîmiz aleyhisselam şöyle demiştir: Kadınlar konusunda Allah’tan korkun; onlar yanınızda avân/ kendilerini sizin için koruyan kimselerdir. Bu konuda canlarının istediğini yapamazlar. Onların sizin üzerinizde hakları, sizin de onlar üzerinde haklarınız vardır. Sizin haklarınız; başkasıyla yatmamaları ve hoşlanmadığınız birinin evinize girmesine izin vermemeleridir.

Mehir, aynı zamanda erkeğin eşini boşamasının önünde engeldir. Çünkü boşarsa verdiği mehri geri alamayacağı gibi evleneceği yeni hanıma da mehir verecektir.

B- KADININ GÖREVLERİ

  1. "Allah'ın (eşlerden) her birine diğerinden fazla özellikler vermesi" sebebiyle bazı konularda erkekler, bazı konularda da kadınlar öndedir. Bu fark, onlardan birini diğerine muhtaç hale getirir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللَّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَاسْأَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا

"Allah'ın birinize diğerinden fazla olarak verdiği şeylere imrenmeyin. Erkeklere, kendi kazandıklarından bir pay, kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır. Siz, Allah’ın ikramını isteyin. Her şeyi bilen Allah’tır." (Nisâ 4/32)

  1. Kadının farklı yapısını anlatan âyet şudur:

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاء وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الْمَآبِ.

"Kadınlar, çocuklar, yığınla altın, gümüş, cins atlar, en’am ve ürünler insana, içi gidecek kadar süslü gösterilmiştir. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Kalıcı güzellikler, Allah katındadır." (Âl-i İmrân 3/14)

Kadının süslü gösterilmesi, erkeğin ilgi duymasını sağlar. İkinci ilgi kaynağı olan çocuğa sahip olmanın tek yolu da kadın ile erkeğin birlikteliğidir. Bunun bir hukuku olmazsa erkek zevkini alıp gider, kadın ise hamileliğin ve çocuğun sıkıntılarıyla baş başa kalır. Bu yüzden evlilik dışı ilişki tam bir felakettir.  

Kadın, elektriği taşıyan pozitif kablo gibidir, çok iyi korunması gerekir. Kadının giyimi kuşamı ve insan ilişkileri ile ilgili düzenlemelerin erkekten farklı olması bundandır.

1- Allah’a içten boyun eğme

فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ

"İyi kadınlar, (Allah’a) içten boyun eğenlerdir." (Nisâ 4/34)

  1. Allah’a içten boyun eğme, erkeğin de görevidir. Âdem ve Havva ile ilgili şu âyetin son kısmı, bu açıdan çok önemlidir:

اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى

"İkiniz de oradan inin. Biriniz diğerinin hakkına göz dikecektir! Tarafımdan size bir rehber (Kitap) gelir de kim rehberime uyarsa ne yanlış yola girer ne de mutsuz olur." (Tâ-hâ 20/123)   

  1. Eşlerden hangisi Allah’ın emrine uyarsa o, iyi insan olur ve hayatını rahat geçirir.

2- Kadının kendini koruması

  1. فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللَّهُ

"İyi kadınlar (Allah’a) içten boyun eğen, Allah'ın korumasına karşılık kimse görmezken de kendilerini özenle koruyanlardır." (Nisâ 4/34)

  1. Namuslu kadına zina suçu atan, iddiasını dört şahitle ispatlamazsa zina iftirası cezasına çarptırılır. Kötü kadın bunu fırsat bilip ahlâksızlık yapabilir. Allah Teâlâ bu ayette kadınları, kendilerine verilen değere lâyık olmaları konusunda uyarmıştır.

  2. Kadının korunması o kadar üst seviyededir ki, bir erkek, eşinin zina ettiğini görse bile olay, kadının onuru zedelenmeden sonuçlandırılır. İlgili âyetler şöyledir:

وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُن لَّهُمْ شُهَدَاء إِلَّا أَنفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ أَحَدِهِمْ أَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ وَالْخَامِسَةُ أَنَّ لَعْنَتَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ وَيَدْرَأُعَنْهَا الْعَذَابَ أَنْ تَشْهَدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَوَالْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِن كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ  

"Eşlerine zina suçu atan ve kendileri dışında şahitleri olmayanlar; böyle birinin şahitliği, kesinlikle doğru söylediğine dair dört defa Allah’ı şahit tutması ile olur.

Beşincisinde eğer yalan söylüyorsa Allah’ın lânetine (dışlamasına) uğramayı diler.

Kadından o azabı (100 kamçı cezasını) giderecek olan şu şekilde dört defa şahitlik etmesidir: “Allah şahit o, kesinlikle yalan söylüyor.” Beşincisinde, eğer (kocası) doğru söylüyorsa Allah’ın gazabına uğramayı diler.

Allah’ın size lütfu ve ikramı olmasaydı böyle olmazdı. Allah kendisine yönelenlerin dönüşünü (tevbesini) kabul eder ve doğru kararlar verir." (Nûr 4/6-10)

Erkek, eşinin zina ettiğini görse bile iddiasının “zina suçu atma” diye nitelenmesi kadının korunduğunun açık ifadesidir. Bu korumalardan hiçbiri erkekler için yoktur.

C- AİLE İÇİ SIKINTILAR

  1. Dünyanın en iyi insanları da olsalar, muhalif yapılarından dolayı karı koca arasındaki sıkıntılar bitmek bilmez. Allah’ın, Âdem ile Havva’ya yaptığı şu uyarıya uyanlar, bunun tek istisnasıdır:

اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى

"İkiniz de oradan inin. Biriniz diğerinin hakkına göz dikecektir! Tarafımdan size bir rehber (Kitap) gelir de kim rehberime uyarsa ne yanlış yola girer ne de mutsuz olur." (Tâ-hâ 20/123)

  1. Hakkına göz dikme” meali verdiğimiz kelime adüvv=عَدُوّ’dür. Kök anlamı, sınırı aşmak ve uyuşmaya engel olmaktır. Sadece karı-koca değil, çocuklar da baş kaldırabilirler. Mutlu olmak isteyen kadın veya erkeğin, şu âyete uyması gerekir:

  2. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

"Ey inanıp güvenenler! Eşlerinizden ve evladınızdan hakkınıza göz dikenler olur; onlara karşı dikkatli olun. Eğer kusurlarını görmez, yeni bir sayfa açar ve suçu örterseniz bilin ki Allah da suçunuzu örter ve ikramda bulunur." (Teğâbun 64/14)

  1. Erkek gibi kadının da tek taraflı iradesiyle eşini boşama hakkı vardır. Erkeğin kararını eşine hissettirmesi erkeğin nuşûzu, kadının hissettirmesi de kadının nüşûzudur. Nisâ 34.âyet kadının nüşûzu, Nisâ 128.âyet de erkeğin nüşûzu ile ilgilidir.

1- Kadının nüşuzu

  1. Nisâ 34. âyetin ilgili bölümü şöyledir:  "Nüşuzundan korktuğunuz kadınlarınıza öğüt verin."

  2. Nüşûz =نُشُوزً, gideceği zaman kişinin yerinden hafifçe kalkmasıdır. Bir âyet şöyledir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قِيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللَّهُ لَكُمْ وَإِذَا قِيلَ انشُزُوا فَانشُزُوا يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ .

"Ey inanıp güvenenler! Size toplantılarda “Yer açın!” denince yer açın ki Allah da size yer açsın. Nüşûz edin / yavaşça kalkın!’ denince de kalkın ki Allah, içinizden inanıp güvenenler ile kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızın iç yüzünü bilir." (Mücâdele 58/11)

  1. Kadın, tek taraflı iradesi ile kocasını boşayabileceği için onun nüşûzu, eşinden ayrılma isteğidir. Erkek ayrılmak istemiyorsa yapabileceği tek şey, onun endişelerini gidererek ve gönlünü rahatlatacak sözler söylemektir.

a-  Gönül alıcı sözler söyleme
  1. Eşinin ayrılacağından korkan erkeğe verilen ilk emir şudur: فَعِظُوهُنَّ = onlara va’z edin.

Vaaz, gönlü rahatsız eden bir konuda karşı tarafı, iyiye ve güzele yöneltecek söz söylemektir.  

b-  Yataktan ayrılma
  1. Kadın ayrılmakta kararlıysa erkeğe verilen ikinci emir şudur: “Yatakta onlardan ayrılın”

  2. Emri Allah verdiği için yataktan ayrılmak erkeğin onurunu zedelemez. Kadın da kendine verilen değeri anladığı gibi ayrılmak istediği kocadan hamile kalmaktan kurtulmuş olur.

Kadının boşamasıyla erkeğin boşaması arasındaki denge gereği, boşamayı erkek yaparsa yataktan ayrılacak olan kadındır. İlgili âyet şöyledir:

  1. وَٱلْمُطَلَّقَاٰتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثلاثة قُرُوٓءٍ

"(Eşi tarafından) boşanmış kadınlar, kendi başlarına üç kur’ beklerler." (Bakara 2/228)

c – Hanımı Rahat Bırakma

Erkek yataktan ayrıldıktan sonra eşinin de oradan ayrılmasını isteyemez. Bu da erkeğe verilen şu emrin gereğidir: وَاضْرِبُوهُنَّ = “onları orada bırakın”  

Bu emir, darb (ضرب) kökünden türetilmiştir. Müfredat’a göre darbın kök anlamı, bir şeyi bir şeyin üstüne vurmak veya sabitlemektir. En eski sözlüklerden el-Ayn ise kelimenin her iş için kullanılabileceğini söylererek otuzdan fazla anlamını verir. Bunlardan edraba / أضْرَبَ, bir yerde oturma, ikamet etme anlamındadır. Şu âyet, onu desteklemektedir:

وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ

(Kadınlar) Başörtülerinin bir kısmını yakalarının üstüne vursunlar. (Nûr 24/31)

Başörtünün bir kısmını yakaların üstüne vurmak, yakaların üstünü örtecek şekilde oraya yerleştirmektir. Bu sözden, onun bir tarafından tutup diğer tarafıyla boyuna vurmak anlaşılamayacağı gibi hiç açılmayacak şekilde oraya sabitlemek de anlaşılamaz.  

O zaman âyetin darb ile ilgili bölümü şöyle takdir edilir:

واضربوهن في المضاجع وليُضرِبن فيها

"Onları yataklarında/evlerinde bırakın, onlar da orada ikamete devam etsinler." (Nisa 4/34)

Kadının boşaması ile ilgili bu ifade, erkeğin boşaması ile ilgili şu âyetin karşılığı olur:

لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ

"(İddet bekleyen kadınları) evlerinden çıkarmayın. Onlar da çıkmasınlar." (Talâk 65/1)

İddet, hamileliğin anlaşılması ile ilgili değil, boşanma kararının gözden geçirilmesi için uygun bir ortamın oluşturulması ile ilgilidir. Bu sırada eşlerin aynı evi paylaşması ve iddeti erkeğin sayması boşuna değildir. Bunu şu âyet, açık bir şekilde göstermektedir:

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاء فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِن بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا

"Ey Nebî! Hanımlarınızı boşadığınızda iddetleri içinde boşayın ve iddetlerini sayın. Rabbiniz Allah’tan çekinin de açık bir fuhuş yapmamışlarsa evlerinden çıkarmayın. Onlar da çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın çizdiği sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa kötülüğü kendine yapar. Bilemezsin, belki Allah bunun ardından yeni bir durum ortaya çıkarır (da ayrılmaktan vaz geçersiniz)." (Talâk 65/1)

Boşamayı kadın yapmışsa iddet bekleme diye bir şey olmaz. Çünkü kadının karar sürecinde hakemler devreye girer ve kararını gözden geçirmesini sağlarlar.

Tabiin döneminden sonra mezhepler, tam bir ittifakla kadının boşama hakkını elinden aldıkları için herkes, v’adribuhunne = وَاضْرِبُوهُنَّ emrine, “onları dövün” anlamı vermiştir. Halbuki burada “dövme” anlamını vermek imkânsızdır. Çünkü âyetin devamı şöyledir:   

فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبِيلًا

"Size itaat ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın." (Nisa 4/34)

Arapçada itaat gönülden kabul etmektir; zıddı ikrâhtır.  Bir emre istemeyerek boyun eğen kişi, itaat etmiş sayılmaz. İslam’da ikrâhın yeri yoktur. Allah Teâlâ şöyle demiştir:

لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ

"Bu dinde ikrâh olamaz; doğrular, yanlış kurgulardan iyice ayrılmıştır." (Bakara 2/256)

Kadın, kocasının ayrılmama talebini gönülden kabul ederse bir anlamı olur. Benzer durum, erkeğin boşamasında da vardır. Erkek, iddet bitmeden eşine dönebilir. Ancak dönüşü, iyi niyetle ve samimi duygularla yapmak zorundadır. İlgili âyet şöyledir:

وَإِذَا طَلَّقْتُمُ النَّسَاء فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَلاَ تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لَّتَعْتَدُواْ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ وَلاَ تَتَّخِذُوَاْ آيَاتِ اللّهِ هُزُوًا وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَمَا أَنزَلَ عَلَيْكُمْ مِّنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ 

"Kadınları boşadığınızda bekleme sürelerinin sonuna varırlarsa ya maruf (Kur’ân ölçüleri) ile tutun ya da maruf ile ayırın. Onları, haklarına girip zarara uğratmak için tutmayın. Bunu yapan, kendini kötü duruma sokar. Allah’ın âyetlerini hafife almayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini aklınızdan çıkarmayın. O, indirdiği kitap ve hikmet ile size öğüt vermektedir. Allah’tan çekinin. Bilin ki her şeyi bilen Allah’tır. (Bakara 2/231)

Tabiin döneminde bir kadın nüşûz etmiş yani eşinden ayrılmak istemişti. Kocasıyla birlikte Kadı Şurayh’a gittiler. Şurayh: “Erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem görevlendirin.” dedi. Hakemler geldiler, eşlerin durumlarını incelediler ve ayrılmaları konusunda görüş bildirdiler. Bu görüş erkeğin hoşuna gitmedi. Şurayh: “Biz bugün neyin peşindeydik?” dedi ve hakemlerin görüşünü onayladı

d- Islah

Islah, aradaki nefreti giderme çabasıdır. Aşağıda görüleceği gibi ıslah erkeğin nüşûzunda da vardır. Kadının nüşûzu ile ilgili emir şöyledir:

  1. وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُواْ حَكَمًا مِّنْ أَهْلِهِ وَحَكَمًا مِّنْ أَهْلِهَا

"(Ey Müminler! Eşlerin) Ayrılacaklarından korkarsanız, bir hakem erkeğin ailesinden, bir hakem de kadının ailesinden gönderin." (Nisâ 4/35)

Hakemlerin ailelerden seçilmesi önemlidir. Çünkü onlar eşleri daha iyi tanırlar. Kadı Şurayh, hakemleri görevlendirirken bu emre uymuştur. Onlar, eşlerin ayrılmaları yönünde görüş bildirirlerse kadına iftida / ayrılma yetkisi verilir. Onu da şu âyetten öğreniyoruz:

وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ أَنْ تَأْخُذُوا مِمَّا آتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا إِلَّا أَنْ يَخَافَا أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ اللَّهِ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ اللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا افْتَدَتْ بِهِ تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ  

"… (Ey erkekler!) ikinizin de Allah’ın koyduğu sınırlarda duramayacağınızdan korkması dışında kadınlara verdiklerinizden herhangi bir şeyi geri almanız helâl olmaz. (Ey müminler!) Eşlerin, Allah’ın koyduğu sınırlarda duramayacaklarından siz de korkarsanız, kadının fidye verip kendini (kocasından) kurtarması her ikisi için de günah değildir. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onları aşmayın. Allah’ın koyduğu sınırları aşanlar, yanlış yapan kimselerdir." (Bakara 2/229)

  1. Âyetteki, “Onlara verdiklerinizden...”  ifadesi, kocanın verdiği malın tamamı, anlamına gelebileceği gibi bir kısmı, anlamına da gelebilir. Yetkili makam, hakemlerin görüşüne göre karar verir. Kadının bir suçu yok da erkek, bir başkasıyla evlenmek için eşine baskı yapıyor ve kadın da böyle bir koca ile birlikte olmak istemiyorsa hakemler kadından, çok küçük bir şey vermesini isterler. Kocanın suçu yoksa kadın eşinden aldığının tamamını verir. Nebîmiz zamanında Ensar’dan Sehl’in kızı Habîbe, ayrılmak istediği kocası Sâbit b. Kays ile ilgili olarak şöyle demişti: “Onu ahlak ve din yönünden suçlamıyorum ama Müslüman olduktan sonra nankör olmak istemem. Elimde değil, ondan nefret etmekten kendimi alamıyorum. Allah’tan korkmasam yanıma geldiğinde yüzüne tükürürüm.” Habîbe, son kararını verince Nebîmiz’e: “Onun bana verdiklerinin hepsi duruyor.” dedi. Nebîmiz de Sâbit’e: “Al o malı ondan” dedi. Sâbit malı aldı, Habîbe de gidip ailesinin yanına yerleşti.

  2. Eşinden aldığı mehir ve hediyelerin tamamını veya bir kısmını geri verecek olması, kadının boşanmasının önünde bir engel oluşturur. Yeniden evleneceği eşinden mehir alacağı için bu engeli aşmakta zorlanmaz. Ama erkek öyle değildir. O, boşadığı eşe verdiği hiçbir şeyi geri alamayacağı gibi yeni evleneceği eşe de mehir vermek zorundadır. Erkeğin önündeki engel daha büyüktür.

2- Erkeğin nüşuzu veya i’razı

Erkeğin nüşûzu, eşinden ayrılma isteği, irazı da yüz çevirmesidir. İlgili âyet şöyledir:

وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا

"Bir kadın, kocasının nüşûzundan veya i’razından korkarsa..." (Nisâ 4/128)

  1. Aişe validemizin (ra) erkeğin nüşuzu ile ilgili olarak şöyle dediği rivâyet edilir: “Bu âyet, uzun süre evli kaldığı kadını boşamak isteyen erkeğe karşı kadının şu talebi ile ilgili olarak inmiştir: “Beni boşama, yanında tut ama benden sorumlu da olma”.

Erkeğin, birden fazla eşi olabileceğinden kumaların birbirlerini kıskanmaları normaldir. Allah Teâlâ bu konuda erkeklere şu uyarıda bulunmuştur:

وَلَن تَسْتَطِيعُواْ أَن تَعْدِلُواْ بَيْنَ النِّسَاء وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلاَ تَمِيلُواْ كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ

"Çok kararlı olsanız bile hanımlarınız arasında adil davranmaya güç yetiremezsiniz. Öyleyse bir tarafa büsbütün meyledip diğerini ortada bırakmayın." (Nisâ 4/129)

Kumalı bir kadın, boşanmak istemezse eşiyle uzlaşabilir.  Ayetin ilgili kısmı şöyledir:

وَإِن تُصْلِحُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا.

"Eğer uzlaşır ve kendinizi korursanız bilin ki Allah, bağışlar ve ikramda bulunur." (Nisâ 4/129)

  1. Urve, teyzesi Aişe’nin sulh ile ilgili olarak kendine şöyle dediğini anlatmıştır:

  2. "Kız kardeşimin oğlu! Zaman ayırma (kasm) konusunda Allah’ın Elçisi (s.a.v) birimizi diğerine tercih etmezdi. Hemen her gün yanımıza gelir, ilişkiye girmez ama her eşiyle ilgilenir; geceyi, sırası gelenin yanında geçirirdi. Sevde bint-i Zem’â yaşlanınca Allah’ın Elçisi’nin (s.a.v) kendini boşamasından korktu ve ‘Bana ayırdığın zaman Âişe'nin olsun’ dedi. O da kabul etti. Zannedersem Aişe şunları da söyledi: Şu âyetin, bu ve buna benzer durumlar için indirildiğini söylerdik: Bir kadın, kocasının nüşûzundan veya kendinden yüz çevirmesinden korkarsa…(Nisâ 4/128)"

Kumaya katlanamayıp ayrılmak isteyen kadına ve eşine şöyle bir güvence verilmiştir:

وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّهُ كُلاًّ مِّن سَعَتِهِ وَكَانَ اللّهُ وَاسِعًا حَكِيمًا.

"Eşler ayrılacak olurlarsa Allah, her birine bir imkân vererek onu diğerine muhtaç olmaktan kurtarır. Allah’ın imkânları geniştir ve doğru kararlar verir." (Nisâ 4/130)

III- EVLERE GİRİŞ KURALLARI

  1. Evlere giriş kurallarını ve aile içi ilişkileri anlatan temel âyetler şunlardır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

"Müminler! Kendi evlerinizden başka evlere, kendinizi tanıtıp izin almadan ve orada olanlara selam vermeden girmeyin. Sizin için iyi olan budur. Umulur ki bunu hiç aklınızdan çıkartmazsınız." (Nûr 24/27)

لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا مِن بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًا فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون

"Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Kendi evlerinizde, babalarınızın evlerinde, annelerinizin evlerinde, erkek kardeşlerinizin evlerinde, kız kardeşlerinizin evlerinde, amcalarınızın evlerinde, halalarınızın evlerinde, dayılarınızın evlerinde, teyzelerinizin evlerinde, anahtarı sizde olan veya güvendiğiniz kişilere ait olan evlerde yiyip içme konusunda size bir güçlük yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı yiyip içmenizde de bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz vakit Allah’tan ömür ve güzellikler ve bereket dileği ile dostlarınıza selam verin. Allah size ayetlerini işte böyle açıklar, belki aklınızı kullanırsınız." (Nûr 24/61)

a- Kendi Evi

  1. Kişi kendi evine izinsiz girebilir. Erkeğin evi, gerdekten sonra eşinin de evi olur. Evin masraflarını erkek karşılar. Bununla ilgili âyetler yukarıda verilmiştir.

b- Annenin ve Babanın Evi

Ananın ve babanın evi, kişinin doğduğu ve büyüdüğü evidir. Onlarla evlenme yasağı konarak ilişkilerin cinsel boyutta olamayacağı hükme bağlanmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ

"Annelerinizle ve kızlarınızla (evlenmeniz) size haram kılınmıştır." (Nisâ 4/23)

Kayınpederin ve kayınvalidenin evi de kişinin öz anne ve babasının evi gibidir. Bu sebeple gelin ile kayınpeder ve damat ile kayınvalide arasına ebedi evlenme yasağı konmuştur:

وَحَلاَئِلُ أَبْنَائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ أَصْلاَبِكُمْ

"Kendi soyunuzdan olan oğullarınızın eşleri ile (evlenmeniz haram kılınmıştır)" (Nisâ 4/23)

وَأُمَّهَاتُ نِسَآئِكُمْ

"Hanımlarınızın anneleri ile (evlenmeniz haram kılınmıştır)." (Nisâ 4/23)

Anne babanın, kişinin hayatında çok özel bir yeri vardır. İlgili âyetler şöyledir:

وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا . وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا

"Rabbin kararını vermiştir; O’ndan başkasına kulluk etmeyeceksiniz ve anneye babaya iyilikte bulunacaksınız! Onlardan biri veya ikisi yanında ihtiyarlayacak olursa onlara “Of!” bile deme ve ilgisiz davranma! İkisine de saygı dolu sözler söyle! Alçak gönüllülükle iyilik ve ikramda bulunarak onlara kol kanat ger. De ki “Rabbim! Küçükken onlar beni nasıl büyütüp yetiştirdilerse Sen de onlara o şekilde iyilik ve ikramda bulun." (İsrâ 17/23-24)

  1. Anne çocuğunu, babasıyla birlikte yetiştirir. Baba ölür, anne o evde durmak istemezse bakılır, eğer süt çocuğu var da onu emzirmek istiyorsa emzirme bitinceye kadar annenin yiyeceğini ve giyeceğini mirasçılar karşılarlar. İlgili âyet şöyledir:  

  2. وَٱلْوَٰلِدَٰتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَٰدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ ۖ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَ ۚ وَعَلَى ٱلْمَوْلُودِ لَهُۥ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلَّا وُسْعَهَا ۚ لَا تُضَآرَّ وَٰلِدَةٌۢ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَّهُۥ بِوَلَدِهِۦ ۚ وَعَلَى ٱلْوَارِثِ مِثْلُ ذَٰلِكَ ۗ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالًا عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ۗ وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُوٓا۟ أَوْلَٰدَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّآ ءَاتَيْتُم بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ 

"Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyen içindir. Annelerin marufa uygun yiyeceği ve giyeceği, çocuğun babasına aittir. Kimseye gücünün üstünde yük yüklenmez. Çocuğu yüzünden ne anne zarara sokulur ne de baba. Mirasçının sorumluluğu da aynıdır. Anne ve baba, karşılıklı anlaşma ve danışma ile çocuğu sütten kesmek isterlerse, ikisi için de günah olmaz. Çocuklarınıza sütanne tutmak isterseniz, ücretini marufa uygun olarak ödedikten sonra, size bir günahı olmaz. Allah’tan çekinin. Bilin ki yaptığınız her şeyi gören Allah’tır." (Bakara 2/233)

  1. Görüldüğü gibi annenin çocuğuna karşı maddi bir sorumluluğu yoktur. Baba ölmüşse sorumluluk onun mirasçılarına geçer. İlgili âyetler şöyledir:

وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُوْلُواْ الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُم مِّنْهُ وَقُولُواْ لَهُمْ قَوْلاً مَّعْرُوفًا. وَلْيَخْشَ الَّذِينَ لَوْ تَرَكُواْ مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُواْ عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا اللّهَ وَلْيَقُولُواْ قَوْلاً سَدِيدًا.

"Mirasın paylaştırılması sırasında akrabalar, yetimler ve çaresiz kalmış kimseler bulunursa, mirastan onları da rızıklandırın ve onlara marufa uygun söz söyleyin.

  1. Arkalarında, soylarından zayıf kimseler bıraktıkları takdirde, onlar için endişe edecek olanlar, (kendilerini, miras bırakan kişinin yerine koyarak) Allah’tan çekinsinler de yanlış yapmayı engelleyecek söz söylesinler." (Nisâ 4/8-9)

Boşanmada da durum aynıdır. Onunla ilgili âyeti tekrarlayalım:

"(Boşanmadan dolayı iddet bekleyen hanımlar) hamile iseler, doğum yapıncaya kadar ihtiyaçlarını karşılayın. Çocuğu sizin için emzirirlerse ücretlerini verin. İşleri aranızda marufa uygun istişareyle yürütün. Karşılıklı olarak zorlanırsanız çocuğu bir başkası emzirecektir." (Talâk 65/6)

c- Evladın Evi

Ayetlerde evladın evi ifadesi geçmez. Kur’an, anneye ve babaya çok özel bir yer vererek onları akrabadan ileri bir seviyede tutar. İnsan, anne ve babasından almaya, onlar da vermeye alışmışlardır. Durumun tersine dönmesi iki tarafı da zorlar. Bu sebeple Allah Teâlâ, evlattan önce anne babaya iyilik yapılmasını emretmiştir. Bir ayet şöyledir:

سْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ ۖ قُلْ مَآ أَنفَقْتُم مِّنْ خَيْرٍ فَلِلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ ۗ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ 

"(Kime) neyi harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Yaptığınız harcama; anne-baba, en yakınlarınız, yetimler, çaresizler ve yolda kalmışlar için olsun.” Hayır adına yaptığınız her şeyi bilen Allah’tır." (Bakara 2/215)

Araplar dedeye ced = جد nineye cedde = جدة derler. Kur’an’da bu kelimeler geçmez; onların yerine baba = أب ve anne ام kelimeleri geçer. Bunlar, bağlamına göre dedeyi ve nineyi de ifade ederler. Baba için vâlid =والد, anne için valide = والدة, anne ve baba için de ebeveyn = ابيون veya vâlideyn = والدين kelimeleri kullanılır. Oğula ibn = ابن, kıza bint = بنت denir. Bunlar torun anlamında da kullanılırlar. İbn kelimesinin çoğulu olan benûn = بنون, evlat anlamında hem oğulları hem de kızları ifade eder.  Şu âyet, Âdem ve Havva’yı insanların annesi ve babası, insanları da onların evladı olarak zikretmektedir.

يَا بَنِي آدَمَ لاَ يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ الْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْءَاتِهِمَا إِنَّهُ يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لاَ تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاء لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ .

"Ey Âdemoğulları! Sakın Şeytan, ana-babanızı yaktığı gibi sizi de yakmasın. Birbirlerine bedenlerini göstermek için elbiselerini sıyırmış ve onları o bahçeden çıkarmıştı. O ve onun gibiler, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz Şeytanları inanmayanların velileri (yakın dostları) yaptık." (A’râf 7/27)

Bütün bu âyetler gösteriyor ki kişinin evi, aynı zamanda annesinin, babasının, dedesinin ve ninesinin de evidir. Aralarında var olan ebedi evlenme yasağı da ilişkileri rahat bir ortamda sürdürmelerini sağlar.

d- Babanın Ve Üvey Annenin Evi

Nûr 61 âyette; "babalarınızın evlerinde… yiyip içmenizde bir günah yoktur" hükmü yer alır. Baba, bir başka hanımla nikahlanırsa o hanım, kocasının evladının annesi gibi olur ve babalarının evine girmelerinin önünde bir engel oluşturmaz. İlgili âyet şöyledir:

وَلاَ تَنكِحُواْ مَا نَكَحَ آبَاؤُكُم مِّنَ النِّسَاء إِلاَّ مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاء سَبِيلاً .

"Babalarınızın nikâhladığı hanımları nikâhlamayın. Geçmişte olan oldu. O çirkin, çok iğrenç ve çok kötü bir yol idi!" (Nisâ 4/22)

e- Annenin Ve Üvey Babanın Evi

Herkes annesinin evine, onun vereceği izinle girme hakkına sahiptir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "... annelerinizin evlerinde ...yiyip içme konusunda size de bir güçlük yoktur."

Anne dul kalır da bir başkasıyla evlenirse yeni eşinin tahsis ettiği evin onun da evi sayılabilmesi için kendisiyle kapalı bir alanda baş başa kalması gerekir. Çünkü erkeğin üstlendiği sorumlulukları yerine getirme görevi o zaman başlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَإِنْ أَرَدتُّمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَّكَانَ زَوْجٍ وَآتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنطَارًا فَلاَ تَأْخُذُواْ مِنْهُ شَيْئًا أَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَإِثْماً مُّبِيناً وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ أَفْضَى بَعْضُكُمْ إِلَى بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنكُم مِّيثَاقًا غَلِيظًا  

"Bir eşi bırakıp başka eşle evlenmek isterseniz, birincisine yığınla mal vermiş bile olsanız ondan hiçbir şey almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek mi alacaksınız? Nasıl alabilirsiniz? Sizden sağlam bir söz aldılar ve birbirinizle baş başa kaldınız." (Nisâ 4/20-21)

Kadın, eşinin kendisiyle ilişkiye girmesine fırsat verdikten sonra erkek, ilişkiye girmediğini gerekçe göstererek sorumluluktan kaçamaz. Sorumluluklarından biri de eşine ev tahsis etmesidir. Gerdekle birlikte o ev, eşinin de evi olacağından artık erkek, onun evladının oraya girmesine engel koyamaz. Allah Teâlâ, bu kadının kızları ile kocası arasına ebedi evlenme yasağı koyarak cinsel yönden doğabilecek sıkıntıları da ortadan kaldırmıştır. İlgili âyet şöyledir:

  1. وَرَبَائِبُكُمُ اللَّاتِي فِي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَائِكُمُ اللَّاتِي دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَإِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ

"(Kapalı bir alana/gerdeğe birlikte) girdiğiniz hanımlarınızdan olup korumanıza giren üvey kızlarınız (ile evlenmeniz haram kılınmıştır. Böyle bir alana) Birlikte girmediyseniz size bir günahı olmaz." (Nisâ 4/23)

  1. Âyette girme anlamı verdiğimiz kelime duhul = دخول’dür. Arkasına ب = bâ harf-i cerri gelirse birlikte girme anlamı kazanır. Bu farkı dikkate almayanlar, erkeğin duhulunu cinsel birliktelik saymış ve sistemlerini ona göre kurmuşlardır. Bu anlayış, kelimenin sözlük anlamına aykırıdır. Bunu, şu âyeten de anlayabiliriz:  

وَإِذَا جَآؤُوكُمْ قَالُوَاْ آمَنَّا وَقَد دَّخَلُواْ بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُواْ بِهِ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُواْ يَكْتُمُونَ

"Size geldiklerinde “İnanıp güvendik” derler, oysa yanınıza kâfirlikleriyle birlikte girer onunla birlikte çıkarlar. Allah onların neyi gizlediklerini daha iyi bilir." (Mâide 5/61)

Duhul kelimesi, ب = bâ harf-i cerri ile kullanılınca içine girme anlamına gelse âyete “sizin yanınızda küfre girdiler” şeklinde meal vermek gerekir. Böyle bir mealin mümkün olmadığı açıktır. Dolayısıyla önceki ayetteki duhul, cinsel birliktelik anlamında değil, başbaşa kalacakları yere birlikte girmeleri anlamındadır. Zaten kapalı alanda eşlerin ne yaptıklarını sorgulama yetkisi kimseye verilmemiştir.

Âyette geçen fî hucurikum = في حجوركم ifadesini, fî hucurâtikum = في حجراتكم gibi anlayanlar olmuş ve âyete: evlerinizde veya bakımınız altında bulunan üvey kızlarınız meali verilmiştir. Bu mealden erkeğin, eşinin küçük çocuklarına bakmakla görevli olduğu anlamı çıkar. Hâlbuki onun böyle bir görevi yoktur. O görev, çocukların öz babalarına aittir. Eşi tarafından boşanmış ve doğumla birlikte iddet bekleme görevi bitmiş kadınla ilgili olarak şöyle buyurulmuştur:

...فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُم بِمَعْرُوفٍ وَإِن تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ أُخْرَى

"...Çocuğu sizin için emzirirlerse ücretlerini verin. İşleri aranızda güzelce yürütün. Karşılıklı olarak zorlanırsanız çocuğu bir başkası emzirir." (Talâk 65/6)

  1. Bu âyete göre, boşanmış bir kadın, kendi çocuğunu emzirmek için ücret bile alabilir. Kadında olmayan bir sorumluluğun yeni kocasına yüklenmesi söz konusu olamaz.

  2. Çocukların, annelerinin evine girmelerinin önündeki engeli kaldıran ifadeler, Nisâ 23 ile Nûr 61. âyetlerde geçen hicr = حجر ve harec = حرج kelimeleridir. Harec = حرج’in kök anlamı, iki şeyin bir araya geldiği yerdir. Bundan zihne gelen, bu ikisi arasındaki sıkışmadır. Bir kişinin hanımına tahsis ettiği ev, başbaşa kalmalarından sonra o hanımın da evi olduğu için, onun çocuklarının eve girmeleri ile ilgili yetki tamamen kadına geçer. Artık erkek: “Burası benim evimdir” diyerek onların girmelerini engelleyemez. ... annelerinizin evlerinde ...yiyip içme konusunda size de bir güçlük/harec yoktur. (Nûr 24/61) ifadesi bunu gösterir. Bu, hicr = حجر kelimesinin anlamıdır. Çünkü hicr = حجر, “yasak sebebiyle konan engeldir”.

  3. Annenin evine girmek için bir yaş sınırı olamayacağı için, gerdekle başlayan ebedi evlenme yasağı, o kadının bütün kızlarını kapsar.   

Araplar, bir şahsın yanında yetişen kişi için şu ifadeyi kullanırlar:   

  1. " نَشَأَ فلان في حَجْرِ فلان وحِجْرِه أَي حفظه وسِتْرِه "

  2. “Falan kişi, falancanın hicrinde, koruması ve örtüsü altında büyüdü.”

Bilinen bir gerçektir ki her anne, çocuklarının kendi yanında yetişmesini ister. Bu durumda âyetteki ifadenin korumanıza giren üvey kızlarınız (Nisâ 4/23) şeklinde olması, çocukların yetiştirilmesi konusunda üvey babanın anneye destek olması için bir teşviki içerir.  

Buraya kadar olan açıklamaların merkezine Nûr 61. âyeti koymamızın sebebi âyetin sonundaki şu ifadedir:

كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون

"Allah size ayetlerini işte böyle açıklar, belki aklınızı kullanırsınız." (Nûr 24/61)

f- Kardeşlerin Evleri

Kardeşlerin birbirleriyle evlenmeleri de haramdır ama onların eşleriyle ilgili özel bir yasak yoktur. İzinleri olduğu takdirde kardeşlerimizin evlerine girip yemek yiyebiliriz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:  

...أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ...

"...Erkek kardeşlerinizin evlerinde, kız kardeşlerinizin evlerinde... yiyip içme konusunda size bir güçlük yoktur." (Nûr 24/61)

g- Amca, Hala, Dayı Ve Teyzelerin Evi

Bunlarla evlenme yasağı vardır ama eşleri ile ilgili özel bir yasak yoktur. İzin verdikleri takdirde onların evlerine de girilip yemek yenebilir. Âyetin ilgili bölümü şöyledir:

...أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ...

"...Amcalarınızın evlerinde, halalarınızın evlerinde, dayılarınızın evlerinde... yiyip içmenizde de bir günah yoktur." (Nûr 24/61)


h- Güvenilen Kişilerin Evleri

Güvenilen kişilerin evlerine de girilip yemek yenebilir. Âyetin ilgili bölümü şöyledir:

...أَوْ صَدِيقِكُمْ...

"... güvendiğiniz kişilere ait evlerde ...yiyip içmenizde size bir güçlük yoktur."  (Nûr 24/61)

IV – ODALARA GİRİŞ KURALLARI

Evin içinde odalara giriş de kurala bağlanmıştır. Bununla ilgili âyetler şöyledir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِن قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ الظَّهِيرَةِ وَمِن بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاء ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ . وَإِذَا بَلَغَ الْأَطْفَالُ مِنكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ . وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاء اللَّاتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَأَن يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَّهُنَّ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ  .

"Müminler! Elinizin altındaki esirler ile henüz ergenlik çağına girmemiş çocuklarınız üç vakitte; sabah namazından önce, öğlen dinlenmesinde elbisenizi çıkarınca, bir de yatsı namazından sonra yanınıza girerken sizden izin istesinler. Bunlar, çıplak olabileceğiniz üç vakittir. Bunların dışında size de onlara da bir günah yoktur. Onlar sizin, siz onların çevresinde dönüp dolaşırsınız. Allah size ayetlerini böyle açıklar. Allah bilir, doğru kararlar verir.

Çocuklarınız ergenlik çağına varınca kendilerinden öncekiler (yanınıza girerken) nasıl (her zaman) izin istiyorlarsa onlar da izin istesinler. Allah size ayetlerini böyle açıklar. Allah bilir, doğru kararlar verir.

Oturup kalmış, evlenme umudu bitmiş kadınların, süslerini teberrüc (yüz, boyun, boğaz ve gerdanındaki güzelliği göstermekle birlikte gözleriyle güzel bir bakış sergileme) gayreti olmadan buralarını örten örtülerini açmalarında bir günah yoktur. Kendilerine dikkat etmeleri, onlar için daha iyi olur. Her şeyi dinleyen ve bilen Allah’tır." (Nûr 24/58-60)

Bu âyetlere göre esirler, esir kampında değil evlerde tutulurlar ve evin küçük çocukları gibi muamele görürler. Mezhepler arasında tam bir ittifak olsa da İslam’da kölelik ve cariyelik kurumu hiçbir zaman olmamıştır. Esirlere yapılacak muamele ile ilgili olarak şöyle buyurulmuştur:

فَإِذا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتَّى إِذَا أَثْخَنتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاء حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا ذَلِكَ وَلَوْ يَشَاء اللَّهُ لَانتَصَرَ مِنْهُمْ وَلَكِن لِّيَبْلُوَ بَعْضَكُم بِبَعْضٍ وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَن يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ .

"Ayetleri görmezlikte direnenlerle (kafirlerle) savaşta karşılaşınca boyun köklerini vurun. Etkisiz hale getirince onları, sıkı güvenlik çemberine alın. Sonra karşılıksız ya da fidye alarak serbest bırakın ki savaşın ağırlığı kalmasın. Allah’ın tercihi farklı olsaydı onların hakkından kendisi gelirdi. Böyle olması, birinizi diğerinizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmaz." (Muhammed 47/4)

Âyetin açık hükmüne göre esirler ya karşılıksız ya da fidye karşılığı serbest bırakılır. Önceki âyetler de esirlerin nasıl korunacaklarını hükme bağlamıştır.

Yine mezhepler arasında tam bir ittifak olmasına rağmen cinselliklerinden yararlanma konusunda esirler ile hürler arasında hiçbir fark yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ . وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتَّى يُغْنِيَهُمْ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَالَّذِينَ يَبْتَغُونَ الْكِتَابَ مِمَّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ إِنْ عَلِمْتُمْ فِيهِمْ خَيْرًا وَآتُوهُم مِّن مَّالِ اللَّهِ الَّذِي آتَاكُمْ وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَاء إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّنًا لِّتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَن يُكْرِههُّنَّ فَإِنَّ اللَّهَ مِن بَعْدِ إِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌ رَّحِيمٌ .

"İçinizden evli olmayanlar ile erkek ve kadın esirlerinizden uygun durumda olanları evlendirin. Yoksul iseler Allah, kendi ikramıyla onların maddi ihtiyacını giderir. İmkânları geniş olan ve her şeyi bilen Allah’tır.

(Hür olsun, esir olsun) Evlenecek birini bulamayanlar, Allah aradıklarını bulduruncaya kadar namuslarını korusunlar. Hâkimiyetiniz altındaki esirlerden biri (evlenmek için) onayınızı ister de ona hayırlı olacağını bilirseniz kendilerine onay verin ve Allah’ın size verdiği malla onlara yardımcı olun. Evlenmek isteyen genç kızlarınıza, dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için baskı yapıp da onları isyana zorlamayın. Onlara kim baskı yaparsa (bilsin ki), baskı altına alındıktan sonra (istemedikleri bir evlilik yaparlarsa) Allah onları bağışlar, ikram eder." (Nûr 24/32-33)

SONUÇ

Allah Teâlâ, muhalif yapıda yarattığı insanın aile kurması, çevresiyle iyi ilişkiler içine girip mutlu bir hayat yaşaması için kurallar koyarak kadını ile erkeği ile herkesi tatmin eden bir yapı oluşturmuştur. Dine uymayı değil de dini kendilerine uydurmayı amaçlayanlar, ilk günden itibaren yürüttükleri örgütlü bir hareketle tahrifler ve ivecler yapmışlardır.

Tahrîf, dine saldırı amacıyla bir sözü, yerleşik anlamından kaydırmak, ivec ise bu kaydırmayı, çok zor anlaşılabilecek şekilde yapmaktır. Burada yazılanları mevcut kitaplarla karşılaştıranlar, bu algı yönetiminin kadını ve aileyi nasıl tahrip ettiğini görebilirler. Bu örgütlü çalışmayı yönetenler, ehl-i kitabın bir kesimidir.

Muhammed aleyhisselam Allah’ın son Nebisi, Kur’an da son kitabıdır. Bütün insanlar gibi Ehl-i kitabın da bu dine inanma görevi vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَإِذْ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّيْنَ لَمَا آتَيْتُكُم مِّن كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالُواْ أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُواْ وَأَنَاْ مَعَكُم مِّنَ الشَّاهِدِينَ  فَمَن تَوَلَّى بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

"Allah nebîlerinin her birinden kesin söz aldığında (şöyle demiştir): "Size Kitap ve hikmet veririm de elinizde olanı onaylayan bir elçi (bir kitap) gelirse kesinlikle ona inanacaksınız ve destek vereceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır yükü (ısr) yüklendiniz mi?". Onlar: "Kabul ettik" demişlerdi. Allah: "Siz buna şahit olun, sizinle beraber ben de şahidim" demişti. Bundan sonra sözünden dönenler, yoldan çıkmış olurlar." (Âl-i İmrân 3/81-82)

Medine’de son Nebî’yi bekleyen kimi Yahudilerin tepkilerini şu âyetlerden öğreniyoruz:

وَلَمَّا جَاءهُمْ كِتَابٌ مِّنْ عِندِ اللّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ وَكَانُواْ مِن قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُواْ فَلَمَّا جَاءهُم مَّا عَرَفُواْ كَفَرُواْ بِهِ فَلَعْنَةُ اللَّه عَلَى الْكَافِرِينَ  بِئْسَمَا اشْتَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ أَن يَكْفُرُواْ بِمَا أنَزَلَ اللّهُ بَغْياً أَن يُنَزِّلُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ فَبَآؤُواْ بِغَضَبٍ عَلَى غَضَبٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُّهِينٌ

"Nihayet Allah katından, yanlarında olanı tasdik eden kitap geldi. Önceleri kâfirlere karşı önlerinin bu Kitapla açılmasını bekliyorlardı. Ama tanıdıkları Kitap gelince onu görmezlik edip kendileri kâfir oldular. Allah’ın laneti böylesi kâfirleredir.

Allah, istediği bir kuluna iyilik edip Kitap indirdi diye kıskançlıktan Allah’ın indirdiğini görmezlikte direnenler kendilerini ne kötü sattılar! Başlarına gazap üstüne gazap geldi. (Kitab’ı) görmezlikte direnenlerin hak ettikleri alçaltıcı bir azaptır." (Bakara 2/89-90)

Medine’deki Yahudilerin bir kısmı münafıklığa yöneldiler. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُواْ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِن بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلاَ بَعْضُهُمْ إِلَىَ بَعْضٍ قَالُواْ أَتُحَدِّثُونَهُم بِمَا فَتَحَ اللّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَآجُّوكُم بِهِ عِندَ رَبِّكُمْ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ أَوَلاَ يَعْلَمُونَ أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لاَ يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ إِلاَّ أَمَانِيَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَظُنُّونَ  فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِندِ اللّهِ لِيَشْتَرُواْ بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً فَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَّهُمْ مِّمَّا يَكْسِبُونَ

"Şimdi bunların (bu Yahudilerin) size inanıp güvenmelerini mi bekliyorsunuz? İçlerinden birtakımı Allah’ın sözünü dinler, akıllarına da yatar, sonra onu tahrif ederler (başka tarafa çekerler). Bunu bile bile yaparlar. Allah’ın Kitabına inanıp güvenenlerle karşılaşınca “Biz o Kitaba inanırız!” derler. Birbirleriyle baş başa kalınca da şöyle derler: “Allah’ın size gösterdiği şeyi (o Kitabın hak olduğunu) onlara mı söylüyorsunuz? Sahibinizin (Rabbinizin) katında size karşı delil getirsinler diye mi? Hiç aklınızı çalıştırmaz mısınız?”

Bilmezler mi? Allah onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da!

Onların bir kısmı ümmîdir; kitabı değil, onunla ilgili kurguları bilir ve sadece tahmin yürütürler. Fakat elleriyle kitap yazan, sonra onunla geçici bir çıkar sağlamak için “Bu Allah katındandır!” diyenlerin çekeceği var. Hem yazdıklarından dolayı çekecekleri var hem de kazandıklarından dolayı çekecekleri var!" (Bakara 2/75-79)

Bunların bir kısmının da Kur’an’ı nasıl tahrife çalıştıklarını şu âyetlerden öğreniyoruz:

وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُم بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِندِ اللّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِندِ اللّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

"Onlardan bir takımı okuduğunu Kitap’tan sanmanız için Kitap’tan okuyormuş gibi yapar ama Kitap’tan değildir. “O Allah katındandır.” derler, ama Allah katından değildir. Allah’a karşı bile bile yalan söylerler." (Âl-i İmrân 3/78)

Bunların hedeflerini bildiren âyetler de şunlardır:  

قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَاللّهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا تَعْمَلُونَ  قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ مَنْ آمَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَأَنتُمْ شُهَدَاء وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

"De ki "Ey Ehl-i Kitap! Neden Allah’ın ayetlerinin üzerini örtüyorsunuz? Neler yaptığınıza Allah şahittir.

De ki "Ey Ehl-i Kitap! İnanmış kimseleri neden Allah’ın yolundan uzaklaştırmaya çalışıyorsunuz? Neden siz (Allah’tan olduğuna) şahitken orada (âyetlerde) bir ivec / çarpıtma arayışındasınız? Üstelik bunu bile bile yapıyorsunuz. Yaptığınız hiçbir şey, Allah’a gizli kalmaz." (Âl-i İmrân 3/98-99) 

Allah Teâlâ, bütün nebîler gibi bizim Nebîmize de Kitap ve Hikmet indirmiş ve onları ümmetine öğretme görevi ile görevlendirmiştir. İlgili âyetlerden biri şöyledir:

لَقَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَى الْمُؤمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبْلُ لَفِي ضَلالٍ مُّبِينٍ

"Allah, içlerinden bir elçi çıkararak bu müminlere iyilikte bulundu. Bu Elçi onlara Allah’ın âyetlerini okur, onları geliştirir, onlara Kitabı ve hikmeti öğretir. Onlar daha önce açık bir sapkınlık içindeydiler." (Âl-i İmrân 3/164)

Hikmet, Kur’an’ı açıklama ilmidir. Nebîmiz, hikmete ulaşma usulünü gösteren âyetleri resul sıfatıyla öğretmiştir. O, resul sıfatıyla bir hata yapamaz. Ama o usulü uygulayarak Kur’an’dan çıkardığı hikmetler nebî sıfatıyladır. Onda hata olabileceğinden nebîye itaati emreden bir tek âyet yoktur. Allah Teâlâ şöyle demiştir:

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَن لَّا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

"Ey Nebi! Mümin kadınlar sana biat için gelince, hiçbir şeyi Allah'a ortak koşmamaları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, başkasından kazandıkları çocuğu yalan dolan ile bir başkasına mal etmemeleri ve marufta sana isyan etmemeleri şartı ile onlarla biat et; onlara Allah'tan bağışlanma dile. Allah bağışlar, ikrâmı boldur." (Mumtehine 60/12)

Âyet, “Ey Nebi!” hitabıyla başlamıştır. Devamında zikredilen, “Marufta isyan etmeme” şartı, nebî sıfatıyla söylediği sözlerin denetlenmesi gereğini gösterir. 

Kendine kitap verilen Yahudi, Hıristiyan, Zerdüşt ve Sabii vs. kesimler ile bu kesimden sayılmayan müşrikleri içeren şöyle bir uyarı da vardır:

لَتُبْلَوُنَّ فِي أَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ أَذًى كَثِيرًا وَإِن تَصْبِرُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الأُمُورِ

"Mallarınız ve canlarınız konusunda yıpratıcı bir imtihandan geçirileceğiniz kesindir. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden çok sık üzücü sözler işiteceğiniz de kesindir. Kendinizi koruyarak sabrederseniz (size zararları olamaz). Şüphesiz ki bu, kararlılık gerektiren işlerdendir." (Âl-i İmrân 3/186)

Nebîmiz, bu âyet gereği dini, bu kesimin tahrif ve iveclerinden korumak ve kendi sözlerinin Allah’ın sözü gibi sayılmasını engellemek için Kur’an’dan başka herhangi bir şeyin yazılmasına müsaade etmemiş, aynısını Ebubekr ve Ömer (r.a) da yapmıştır. Fakat Osman’dan sonra Sahabenin Medine’den ayrılması bu gizli yapının önünü açmıştır.

Babil sürgünü ile başlayan Yahudi-Pers ittifakının da (Bkz. Tevrat / Ezra 4/11-24) günümüze kadar sürdüğü anlaşılmaktadır. Yahudilerin kendilerini gizlemeleri ile Şia’nın takiyye inancı arasında bir ilgi olmalıdır. Müslümanların yaptığı kitap çalışmalarının büyük ölçüde Pers bölgesinde olması da üzerinde dikkatle durulması gereken bir husustur.

Allah’ın affetmeyeceği tek günah şirktir. Şu âyetler onların Muhammed aleyhisselamı da İsa aleyhisselam gibi ilahlaştırmak istediklerini göstermektedir:

مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُؤْتِيَهُ اللّهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُواْ عِبَادًا لِّي مِن دُونِ اللّهِ وَلَكِن كُونُواْ رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنتُمْ تَدْرُسُونَ وَلاَ يَأْمُرَكُمْ أَن تَتَّخِذُواْ الْمَلاَئِكَةَ وَالنِّبِيِّيْنَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُم بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ

"Allah bir adama Kitap, hikmet ve nebîlik versin; o da tutup insanlara “Allah’tan önce bana kul olun!” desin. Kimsenin buna hakkı yoktur. Onun diyeceği şudur:

‘Kitabı öğrenmeniz ve özümsemenize karşılık Rabbinizden (Sahibinizden) yana tavır koyan kimseler olun.’

O kişi, melekleri ve nebîleri rabler edinmenizi de isteyemez. Siz Allah’a teslim olduktan sonra o, âyetleri görmemenizi mi isteyecek?" (Âl-i İmrân 3/79-80)

Nebî ve resul kavramlarını çarpıtarak Muhammed aleyhisselamın, nebî sıfatıyla söylediği sözlerin ve yaptığı uygulamaların, resul sıfatıyla tebliğ ettiği âyetler seviyesine çıkarılması, bu gayretlerin bir sonucu olmalıdır. Bu konuda İmam Şafiî’nin bu farkı görmeyip resule itaati emreden ayetleri delil göstererek düştüğü inanılmaz hatayı şöyle özetleyebiliriz:

“Allah’ın Resulü’nün Sünneti; Allah’ın özel ve genel hükümlerdeki muradını açıklar. Allah, Sünnetle hükmetmeyi Kitab’ı ile eş tutmuş ve Sünneti Kitab’a bağlamıştır. Kur’ân, Sünneti, Sünnet de Kur'ân’ı nesh edip yürürlükten kaldıramaz. Sünnet ancak bir başka Sünnetle nesh edilebilir. “Sünnet, Kur’ân ile nesh edilir, denirse zinada recim cezası vermenin nesh edilmiş olması ihtimali ortaya çıkar.”

İmam Şafiî, Sünnet Kur’ân’ı nesh edemez demiş ama recim cezasını korumak için Nisâ 15-16 ile Nûr 2. âyetleri, şu hadisle neshetmekte bir sakınca görmemiştir:

“Benden alın; benden alın. Allah onlar için bir yol açtı; bekâr bekârla zina ederse 100 kamçı ve bir yıl sürgün; dul, dul ile olursa 100 kamçı ve recim gerekir.”

İmam Şafiî’nin bu konudaki sözleri özetle şöyledir:

“Bu hadis, Nisâ 15 ve 16. âyetlerdeki hapis ve eziyet cezasını kaldırmış, bir de Zina eden kadınla zina eden erkekten her birine yüz kamçı vurun. (Nûr 24/2) ayetindeki 100 kamçı cezasını, hür olan dullar için kaldırarak recim cezasına çevirmiştir.”

İmam Şafiî’nin bu inanılmaz hatası artık tartışma götürmez bir ilim haline yükseltilmiştir.

Ehl-i kitabın bir kesimi, aileyi bitirme faaliyetlerini, günümüzde de sürdürmektedir. Bir İslam ülkesi olan Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olma hedefi kullanılarak en büyük tahribat yine kadın ve aile üzerinden yapılmaktadır. Müslüman iktidarın çıkarttığı kanunlarla kadınlara, kocalarını sokağa atma yetkisi verilmiştir. Bunu hazmedemeyen bazı erkekler yüzünden kadına yönelik cinayetler büyük ölçüde artmıştır.

Yıllarca süren boşanma davaları ve bir türlü bitmeyen nafaka yükümlülükleri, evliliğin önünde büyük bir engel haline gelmiştir.

Zinayı suç saymayan ama çocuk evliliklerine engel olma bahanesiyle 18 yaştan önce evlenmeyi tecavüz sayıp ağır cezalar yağdıran ve aileleri perişan eden yasalar vardır.

Allah’ın helal saydıkları haram, haram saydıkları da helal hale getirilerek Allah’ın vereceği ceza için zemin hazırlanmıştır. Bir Müslüman olarak şu âyetleri aklımızdan asla çıkarmamalıyız:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوَاْ إِن تُطِيعُواْ فَرِيقًا مِّنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ يَرُدُّوكُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ كَافِرِينَ وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ آيَاتُ اللّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ  

"Ey inanıp güvenenler! Kendilerine kitap verilenlerin bir kesimine gönüllü olarak boyun eğerseniz, inanıp güvendikten sonra sizi ayetleri görmeyecek hale getirirler (kâfir yaparlar).

Size Allah'ın ayetleri okunurken ve Allah’ın gönderdiği resul/kitap içinizdeyken nasıl olur da onları görmezlikte direnirsiniz? Kim Allah'a (O’nun kitabına) sıkı sarılırsa, doğru yola girmiş olur."  (Âl-i İmrân 3/100-101)

not: bu yazı muhterem hocamız Abdülaziz Bayındır'ın başkanı olduğu süleymaniye vakfı tarafından yayımlanan kitap ve hikmet dergisinin 22. sayısında yayınlanacaktır. 
ailehakları önceaile konusunda bizlere verdiği desteklerden dolayı hocamıza ve süleymaniye vakfına teşekkürlerimizi ve dualarımızı bildiriyoruz. 

dergiyi http://www.kitapvehikmet.com/ 

http://www.suleymaniyevakfi.org/hizmetlerimiz/Kitap-ve-Hikmet-Dergisi.html



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
12 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam36
Toplam Ziyaret3223
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.47255.4945
Euro6.16296.1876
Hava Durumu
Anlık
Yarın
10° 13° 3°
Saat
önceÂİLE